Türkçe Araştırmalar

Türkçe Araştırmalar | Новости на турецком


Türk devleti askerine sahip çıkmıyor

Mayıs ayından bu yana Türk ordusunda Manisa'daki aynı birlikte 4. kez zehirlenme vakası yaşandı.  27 Mayısta Manisa 1’inci Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı’nda yenilen yemeğin ardından gıda zehirlenmesi şüphesiyle 1049 asker hastaneye kaldırılmış, askerlerden Er Hüsnü Özel yaşamını yitirmişti. Bu olaydan kısa bir süre sonra Manisa 6’ncı Jandarma Komando Eğitim Alayı’nda, bir başka toplu zehirlenme vakası olmuş ve yenilen akşam yemeğinin ardından 70 asker zehirlenerek hastaneye kaldırılmıştı. Üçüncü zehirlenmede 69 asker zehirlenerek hastaneye kaldırılmıştı. Sonuncusu ise 16 Haziranda yaşanmış, bu kez etkilenen asker  sayısı binlerle ifade ediliyor. Manisa’daki askeri birliğin yemek ihalesini alan sivil firmanın sözleşmesi 17 Haziran akşamı iptal edilmiş. Demek, Manisada ilk zehirlenme vakasından sonra denetim yapılmamış ve askeri birliğin yemek ihalesini alan sivil firma işine devam etmiştir. Bir ay orduda aynı şeyler yaşanmış, ama hiçbir şey yapılmadığı gibi siyasetçilerden, kamuoyundan hiç bir ses çıkmamış. Neden böyle oldu ?  Sadece, yaşanan  ikinci zehirlenme  vakasından sonra  13 Hazira tarihinde CHP'li bir milletvekili  konuyu Meclis gündemine taşıdı. Milletvekilin  "komisyon kurulsun ve araştırılsın önerisi"  AKP ve MHP'li  vekillerin oylarıyla reddedildi. Sonra konu kapatılmış, kaldırılmış. Kamuda bu firmanın sahibinin Recep Tayyip Erdoğan'ın kuzeni olduğu konuşuluyor. Peki, anlaşıldı, her şey yerine düştü. Orduda  askerler sık sık zehirleniyorsa ve hiçbir tedbir alınmıyorsa ortada çok ciddi bir sorun vardır. AKP'nin iktidara gelmesinden ve 15 Temmuz darbe girişiminden  sonra Türk Silahlı Kuvvetlerinde çok şey değiştirilmiş. Erdoğan'ın  Türk ordusunda başlattığı ve 15 Temmuz'la ivme kazandırdığı temizlemeler orduya kesin olumsuz bir etki bırakmışlar. Orduyu yeniden inşa etmek çok zor bir iş  ve bu durum Türkiye'nin güvenliğine büyük bir tehdittir. 15 Temmuz'dan sonra mehmetçik ile  toplumun arasındaki bağ sarsılmış. 15 Temmuz’un üzerinden neredeyse bir sene geçti  ama sivil askere karşı hala  güvensizlik  ve hatta öfke duyuyor,  asker de sivile karşı aynı şeyleri duyuyor. Dolayısıyla toplum askere yapılanlara ses çıkarmıyor. Bu zehirlenme olayları şu an Türk ordusunun ne kadar karmaşık ve gözardı edilmiş ...
Тег «Далее»
/ Türkçe Araştırmalar

Türkiye bulanık suda balık avlamaya çalışıyor

Bilindiği üzere, Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere 7 ülkenin, Katar'la diplomatik ilişkilerini kesmeleriyle  diplomatik kriz ortaya çıktı. Türkiye'nin taraflar arasındaki kriz konusunda ne tavır aldığı ve tercih yaptığı merak ediliyor. Ankara'dan gelen   ilk açıklamalarda taraflara krizi  diyalog veya uzlaşı ile çözme çağrısı yapıldı. Ankara,  sanki denge politikası yürüterek,  risklerden kaçınmayı düşünüyordu, fakat sonra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Katar'ı ziyaretiyle Türkiye’nin kesin olarak Katar tarafında olduğu gösterildi. Suudi Arabistan'la hep iyi ilişkiler içinde olan 15 yıllık AKP iktidarı, ancak en yakın müttefik olarak bölgede Katar'ı seçti. Son yıllarda Ankara ve Doha arasında önemli bir yakınlaşma olmuştur. Katar hem ekonomik olarak hem de yapılan son askeri anlaşma ile birlikte Türkiye ile çok yakın ilişkiler içerisindedir. Türkiye Katar'ı, sadece onunla büyük ölçüde ekonomik işbirliğinde olduğundan değil,  birkaç konuda aynı safta bulunduğu için de tercih etti. Katar  Müslüman Kardeşleri (İhvan) destekleyen ve bu örgütü terör örgütü olarak kabul etmeyen bir ülke olarak, bu konuda Türkiye ile ortak bir tutum almış tek bölge ülkesidir. Oysa Türkiye, İhvana destek konusunda Suudi Arabistan’la  zıt düşmüştür. Ayrıca Türkiye, tıpkı Katar gibi, İran'la “düşmanlık ilişkileri” içinde yer almıyor. Dolayısıyla Türkiye, Ortadoğu’daki gelişmelerle ilgili olarak Suudi Arabistan’la kimi önemli konularda ters düşerken, Katar’la hemen başlıca politikalarda tam bir fikir ve işbirliği içinde olmuştur. Katar krizine Türkiye'nin  hızlı bir şekilde ve böylesine tepki verme nedenlerinden biri de sözü geçen konularda Katar’la aynı safta bulunduğu için ikinci hedefin kendisi olduğunu düşünmesidir. Türkiye’de bazı kesimler  bir sonraki aşmanın Türkiye’ye yapılacak doğrudan bir saldırı olacağını düşünüyorlar. Bu saldırı, sadece Körfez ülkeleri tarafından değil, yeni ABD yönetimi tarafından da beklenmektedir. Katar üzerine Türkiye’nin izlediği politika neo Osmanlıcı zihniyetle de doğrudan bağlı. Türkiye, Katar'a sahip çıkarken güç gösterisi yapıyor ve  Katar'a asker gönderme kararıyla neo Osmanlıcı zihniyet açısından, kendi toprakları dışında gerçek manada ilk kez bir üsse sahip olarak askeri varlığını hissettirmek ...
Тег «Далее»
/ Türkçe Araştırmalar

Askere güven yok

2  Haziranda Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan  Hadımköy Jandarma Komando Tabur Komutanlığı'nı ziyaret etmiş.  Erdoğan, Şırnak'ta askeri helikopterin düşmesi sonucu şehit olan  Piyade Kurmay Albay Gökhan Peker'in cenaze töreni için helikopterle Çatalca'ya gitmişti. Helikopter Hadımköy Jandarma Komando Tabur Komutanlığına iniş yapmış  ve  Erdoğan orada askerlere başsağlığı dileğinde bulunmuştur. Anadolu Ajansı'nın bu ziyaretten paylaştığı fotoğraflar sosyal medyada büyük tartışmalara yol açtı. Erdoğan'ı karşılayan askerlerde bir gariplik vardı, fotoğraflarda, Erdoğan'ın tokalaştığı askerlerin bellerindeki tabanca kılıflarının boş olduğu görülüyordu. Bunun, Erdoğan'a karşı olası bir saldırı için alınmış bir önlem olduğu görüşü ağır bastı. Fotograflarda görülenler halkın hayal kırıklığı ve öfkesine neden oldu. Bariz bir şekilde askerlere Erdoğan’ın karşılanmasına silahsız çıkmaları talimat verilmişti. “Önlem” askerlerin  aralarından belki bir “FETÖ’’cü çıkıp Erdoğan'ı öldürecek diye alınmıştır. Orduyu “FETÖ”cülerden temizleme eylemleri yetmedi mi sanki? Ülkenin Başkomutanından askerlere bu güvensizlik Türk ordusu için büyük bir rezalettir. Her ülkenin ordusunda asker için silah bırakmak bir utançtır ve Erdoğan kendi güvenliği için  ülkesinin askerini rezil etti. Eğer Başkomutan kendi askerine, ordusuna güvenemiyorsa, nasıl bir Başkomutan olabilir. Kendi ülkesinin polisinden, askerinden, hatta vatandaşından korkan bir "başkomutan" ne kadar korkunç  değil mi, yarın bir gün ülke savaşa girse ve cepheye gidilecek olsa o "başkomutan" onlara nasıl önderlik edecek. Yoksa 15 Temmuz’da yaptığı gibi gene cep telefonu ile karargahlara bağlanıp mı savaşı yönetecek.  Erdoğan  "milletin adamı" olduğunu, Allah'tan başka kimseden korkmadığını  söylüyor, ama hep yüzlerce koruma ile dolaşıyor. Erdoğan şimdi psikolojik açısından  kötü durumundadır, her şeyde kendine karşı olan saklanmış tehlikeler görüyor.  Son zamanlarda Erdoğan konuşmalarında Menderes’i sık sık hatırlıyor, bir zamanlar hatta Menderes’in kendisinin en  sevdiği siyasetçi olduğunu söylemiş ve belki de şimdi Menderes’inki gibi kaderi olacağından korkuya kapılmıştır (Menderes’in askeri darbeden sonra idama çarptırıldığını hatırlatalım). AKP  kongresine gelen herkesin üstünü aratması, salon üstünde helikopter uçurtması, cuma namazı için Erdoğan’ın gittiği camiye gelen herkesin didik didik aranması durumu gayet net anlatmaktadır.   ...
Тег «Далее»
/ Türkçe Araştırmalar

Türkiye’nin Frankenstein canavarı

Türkiye’nin IŞİD’e destek vermesi yeni bir şey ya da sır değil. Yıllardır Türk muhalif ve yabancı siyasetçiler, uzmanlar, basın kaynakları kanıtlarla bunu konuşuyor  ve  kınıyorlar. Yaklaşık bir ay önce Bir Hemad köyünün IŞİD’lilerden kurtarılmasının ardından yapılan arama tarama faaliyetlerinde, Türkiye menşeli çok sayıda silahların ortaya çıkması hiç kimseyi şaşırtmadı. Türkiye’nin IŞİD’e silah verme konusu çok tartışılmış ve sanki herkes buna alışmış. Türk devleti İŞİD’e yardım ettiğini hiç kabul etmemiş, hatta ona karşı oluşturulmuş uluslararası koalisyona katılmış. Ama Türkiye’nin sözü geçen koalisyona katılması da dış baskı altında olmuş, önceden bu koalisyona katılmamak için elinden geleni yapmış. Nitekim 2014 yılında IŞİD’e karşı koalisyon oluştururken  İŞİD Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğuna saldırı düzenledi. Özel harekat polisleri tarafından korunan konsolosluk binasına yapılan baskında Türkiye’nin Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz'ın da dahil olduğu 49 kişi rehin alındı. Türkiye rehin alınmış vatandaşlarının güvenliğini bahane ederek koalisyona katılmadı. Sonra birkaç ay geçince Türkiye, Millî İstihbarat Teşkilatı  tarafından  rehinlerin kurtarılmasını belirtti. Bu olay Türkiye’nin İŞİD’ile anlaştıklarını ve bu planı bile onlarla  düzenlediklerini gösterdi. Bahaneler kaldırılınca ve dış baskı artınca Türkiye artık koalisyona mecburen  katıldı, ama koalisyon üyesi olması IŞİD'e verdiği desteği kesmedi. Türkiye neden IŞİD'i destekliyor. Türkiye’nin Suriye’deki iç savaşta başından beri izlediği dış politikanın ve radikal İslamcı İŞİD’i desteklemesinin  birkaç hedefi var. Bunlardan biri Kürt meselesidir.  Kürtler konusunda Ankara ile IŞİD aynı saftadır. Ankara ‘düşmanımın düşmanı dostumdur’ ilkesiyle hareket ediyor ve bağımsız Kürt devletinin kurulması yerine bölgenin  IŞİD’in elinde kalmasını tercih ediyor. Hedeflerinden biri de  yeni Suriye’yi Türkiye’ye bağlı devlet  haline getirme isteğidir. Bunun için de Beşşar Esad yönetiminin muhaliflerini, İŞİD dahil olmak üzere, destekleyerek gelecekte Suriye’de üstünlüğünün ve etkisinin sağlanmasını  istiyor. Böylece Türk devleti en başından yaptığı gibi IŞİD'lilere silah ve lojistik desteği vermeye devam ediyor, ülkesindeki İŞİD yapılanmalarını görmezden geliyor, hastanelerinde IŞİD militanlarının tedavi olmalarını sağlıyor, hatta tedavi masraflarını karşılıyor ve saire. Ancak Türkiye, dünyaya İŞİD ile düşman ...
Тег «Далее»
/ Türkçe Araştırmalar

‘‘Kafkas Kartalı’’ tatbikatı ve etkileri

4-14 Haziran tarihleri arasında Gürcistan’ın başkenti olan Tiflis’te ‘‘Kafkas Kartalı’’ isimli Özel Kuvvet Tatbikatı  yapılacak. Tatbikata Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan özel kuvvet unsurları katılacak.‘‘Kafkasya kartalı’’ tatbikatı 2009’dan itibaren her yıl düzenleniyor, ama bu tür üçlü formatla iki kez hayata geçirilmişti, bu da üçüncü olur, sonuncu tatbikatsa Türkiye’nin ev sahipliğinde 30 Mayıs-10 Haziran 2016 tarihleri arasında gerçekleştirilmişti. Bu defa Gürcistan’da gerçekleştirilecek tatbikatın amacı askerler arasında bilgi ve tecrübe alış verişi. Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan işbirliği sadece savunmada değil, ekonomi, enerji, haberleşme, eğitim, kültür gibi birçok alanda da devam edecek. Gürcistan NATO’yle entegrasyon sürecinin başarılı şekilde devam edilmesi için  Türkiye’nin siyasi desteğini değerlendiriyor, Türkiye ile askeri alanda sürekli olarak ortak işbirliği yaparak, NATO ile müttefik ülkelerle çalışabilme kabiliyetlerini geliştirmek ve NATO sayesinde Rusya’nın desteklediği Güney Osetya ve Abhazya’dan gelen tehditlerin önünü almak istiyor. Ama Ermenistan’ın sınır komşusu ve dost olan Gürcistan’ın bu girişimlerin içine çekilmesi derin kaygılara neden oluyor.    Türkiye ve Azerbaycan ile askeri alanda sürekli olarak ortak işbirliği yapan Gürcistan’ın gelecek dönemlerde askeri işbirliğini ne kadar genişleteceği ve askeri ortağı olan Azerbaycanla yerde sürünen savaş durumnunda bulunan Ermenistan’a karşı   ne gibi bir tutum benimseyeceği henüz belli değil. Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan Savunma Bakanları, bu tatbikatların bölgede başka bir ülkeye yönelik olmadığını, tam tersi bölgesel ve uluslararası alanda barışın korunması ve istikrarın sağlanması için yapıldığını söylediler, ama burada  istikrar söz konusu olamaz, bu tür askeri işbirliğiler Ermenistan’ı daha da izole ederek bölgede güçlerin dengesini bozacak ve savaşın patlamasını sağlamış olacak. Güney Kafkasya’da Türkiye’nin aktifleşme ve etkisini artırmak isteme sebebi super güç  haline gelme perspektifiyle bağlı. Diğer sebeplerden biri de ABD ile Türkiye’nin ilişkilerinin kötüleşmesidir, Türkiye Güney Kafkasya’da harekete geçerek ABD’nin gözünde değerini yükseltmeyi hedefliyor. Üstelik  Türkiye büyük Turan kurma hayalinden  hala vazgeçmemiş ve şunun hayata geçmesi için Güney Kafkasya koridor olarak hizmet edecek, hatta bazı bölgeleri şunun içine dahil olacak. Saldırgan Azerbaycan’ın   bu tür tatbikatlara ...
Тег «Далее»
/ Türkçe Araştırmalar

Tek adam yönetimine doğru

Türkiye Cumhuriyeti’nde ‘‘tarafsız cumhurbaşkanı’’ dönemi bitti. 22 Mayıs’ta yer alan  AK Parti 3. Olağanüstü Büyük Kongresi’nde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, üyelik beyannamesini imzalayarak,  ‘‘beşinci çocuğu’’ olarak nitelendirdiği partisine 979 gün sonra resmen üye olarak döndü ve  genel başkan seçildi. Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından 27 Ağustos 2014’te AK Parti 1. Olağanüstü Büyük Kongresi’yle  kurucusu olduğu AKP üyeliğinden ayrılmıştı. Erdoğan, 16 Nisan’da halk oylamasıyla kabul edilen anayasa değişikliği ile "Cumhurbaşkanı seçilenin partisi ile ilişkisi kesilir" kuralının kaldırılmasının ardından  AK Parti’ye yeniden üye oldu. Türk politik tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin partili ilk cumhurbaşkanı, CHP’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk oldu ve hem parti genel başkanlığı, hem de cumhurbaşkanlığı görevini birlikte yürüttü. Partili cumhurbaşkanları dönemi 27 Mayıs 1960 darbesine kadar sürdü. "Cumhurbaşkanı seçilenin partisi ile ilişkisi kesilir"  hükmü 1961 Anayasası ile getirildi. 1982 Anayasası’nda da bu hüküm korundu.  Erdoğan’ın  AK Parti üyesi olmasıyla Türkiye’de 57 yıl sonra partili cumhurbaşkanlığı  yine başladı. AK Parti 3. Olağanüstü Büyük Kongresi’nde, partinin kurucularından biri olan, eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yokluğu dikkat çekti. Son zamanlarda Gül iktidarın bazı politikalarını eleştirmeye başlamıştır. Kulislerde, Gül’ün yeni bir parti kuracağı, 2019 yılında yer alacak cuhurbaşkanlık seçimlerine aday olarak katılacağı konuşuluyor, ve kongreye gelmemesi yeni bir siyaset hareketine geçmesinin işareti olarak yorumlanıyor. AK Parti’de lider değişiminin  yeni bir dönemin başlangıcı olacağı söyleyemeyiz. Peki, Erdoğan ne zaman partiden ayrıldı ki. Bu, Erdoğan’ın hem lider olduğu, hem olamadığı bir dönemdi. Zaten cumhurbaşkanı olduktan sonra da AK Parti üzerinde etkili olmaya devam ederek, partiyi yönetiyordu ve şimdi AK Parti’ye genel başkan olarak dönerek, fiili liderliğin yanı sıra bir kez daha hukuki liderliğini aldı. Şimdi AKP tamamen tek adam partisi haline geldi. Artık parti cumhurbaşkanın çıkarlarına hizmet edecek. Kendisini Sultan olarak hisseden Erdoğan,  ülkede iktidar güçlerini elinde toplayarak, iktidarının sınırsızlığını sağlayacak. Erdoğan, artık hem  devletin başı, hem iktidarın başı, hem AK Parti'nin başı haline geldi ...
Тег «Далее»
/ Türkçe Araştırmalar

Erdoğan ABD’den eli boş döndü

Merakla beklenen Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD lideri Donald Trump görüşmesi 16 Mayıs’ta Washington’da  gerçekleşti. ABD Başkanı Donald Trump, Erdoğan'ın ziyaretinden bir hafta önce Rakka operasyonu için  Suriye’deki Kürtlere silah verilmesini öngören kararı onaylamıştı, karar nedeniyle ziyaret öncesinde ortam gerilmişti. Erdoğan Washington'a  talep listesiyle gitmişti, listede  ABD'nin PYD'ye yardımının kesilmesi, Fethullah Gülen'in iadesi ve ABD'de tutuklu bulunan İran asıllı Türk işadamı Rıza Sarraf'ın serbest bırakılması talepleri var idi.  Ama Erdoğan'ın esas derdi ABD’nin Suriye politikasında PYD/YPG’ye verdiği destek  idi. Gerçekleştirilmiş görüşmeden sonra yapılan açıklamalar iki ülke arasında ekonomi, ticaret, yatırım, enerji ve savunma sanayi alanlarında işbirliğini artırma konusunda hemfikir olunduğunu, ama esas konularda görüş ayrılıklarının devam ettiğini gösterdi. Gerçekten de şu andaki Amerikan politikası Türkiye'nin bölgedeki, Suriye'deki politikası ile tamamıyla ters ve iki tarafı birbirine yanaştıracak daha sıkı, etkin bir işbirliği kurulmasını sağlayacak büyük fikirler pek yok ortada. Türkiye-ABD ilişkileri zor bir döneme girdi ve bundan sonra da  zor olmaya devam edecek. Rakka operasyonu için ABD, Türkiye yerine  PYD’yi seçti ve şu durumda önümüzdeki süreçte Türkiye, Suriye ve Irak'taki Kürtlere karşı tutumunu yeniden gözden geçirmeli, yoksa hedef almaya devam etse, Ankara ve Washington arasındaki sürtüşmeyi artırabilecek. Erdoğan, Trumpı ikna etmeye çalışmalıydı, ama sonuçlara varamayacağı beklenen bir durumdu. ABD'nin dış politikasını sadece bir insan çizmiyor, şu devlet makinası tarafından yıllar önce çiziliyor. YPG'nin silahlandırılması kararı hala Obama döneminde hazırlanıp planlanmıştı, uygulaması ise Trump'a kaldı. Ayrıca Erdoğan-Trump görüşmesinin 20 dakika sürmesi dikkat çekti, 1959'dan bu yana bu kadar kısa bir Türk-ABD liderleri görüşmesi gerçekleşmedi. Bu 20 dakikanın 10 dakikası çeviri olsa, kalan 10 dakikada o kadar önemli konular üzerine durmak mümkün mü acaba, demek ki biçimsel bir görüşme oldu. Erdoğan Gülen ve Rıza Sarraf konularında da hiç bir sonuç alamadı ve ABD'den   eli boş döndü ...
Тег «Далее»
/ Türkçe Araştırmalar

Türk hoşgörüsüzlüğü ABD’ye de taşındı

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip  Erdoğan’ın 16-17 Mayıs’taki ABD ziyaretinde Erdoğan-Trump görüşmesinden daha fazla ses getirmiş olay yaşandı. ABD’de yaşayan Kürt, Asuri, Ermeni, Yunan ve Yezidi toplumun temsilcileri, Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği konutu önünde Recep Tayyip Erdoğan’ı protesto etmek için toplanmıştılar. Aynı zamanda konutun önünde Erdoğan’ı destekleyen, ellerinde Türk bayrakları olan grup da toplanmıştı. Erdoğan Büyükelçilik konutuna girmeden önce ellerinde “Demirtaş’a özgürlük” pankartı taşıyan grup Erdoğan aleyhine slogan atmaya başlamıştı. Bunun yüzünden ellerinde Türkiye bayraklarıyla konutun önünde toplanan grup ile protestocu grup arasında tartışma çıktı. Sonra tartışma kanlı kavgaya dönüştü, daha doğrusu dönüşmedi, dönüştürdüler. Bütün Amerika’nın dikkatini çekmiş olaydan sonra Amerika’nın Sesi bir video yayınladı, videoda  kavganın kimilerin başladığı gayet net görülüyor. Olay şöyle oldu; Erdoğan’ın Büyükelçilik Rezidansına geldiği zaman kavga henüz başlamadı, Erdoğan olup  bitenleri  aracından izlemeye başladı, sonra  korumasıyla yaptığı konuşmadan  sonra protestoculara yönelik bir saldırı gerçekleştirildi. Korumacılar barışçıl protestoculara saldırdılar,  bir koruma, eylemci kadının boğazını sıktı, başka korumalar protestocuları darp etti. Yere düşen eylemcileri de tekmelediler.  Daha sonra videonun ses analizini yapan uzmanlar saldırı talimatının Erdoğan tarafından  verilmesini söylediler. Bu Erdoğan’ın korumalarının protestoculara ilk saldırısı değil! 5 Şubat 2016 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan’ın Ekvador’daki programı süresinde korumaları, protestocu bir grup kadına saldırı yapmışlar,  30 Mart 2016 tarihinde de Erdoğan, Nükleer Güvenlik Zirvesi'ne katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak için gittiği Washington'da protesto ile karşılaşmış, protestocular korumalar tarafından yine darp edilmişti. 10 Haziran 2016’da ise Erdoğan’ın korumaları, Amerikalı gizli servis yetkilileri ile tartıştı. Erdoğan, Türkiye’de değil, Amerika’da  bulunduğunu unutmuştu ve Türkiye’de olduğu gibi orada da ifade özgürlüğünü ve eylemleri bastırabileceğini düşünmüştü. Erdoğan’ın yüzsüzlüğü o kadar artmış ki, artık kendine özgü, hoşgörüsüz  davranışı Türkiye dışına da taşıdı. Bu olay Türk hükümetinin  azınlık gruplara, siyasi muhaliflere ve  basına  karşı olan tutumunu yansıttı. Ama  Türkiye’ye kıyasla, bu saldırı küçük bir şeydir. Türkiye’de yaşanan insanlar her gün saldırıya uğruyor, tutuklanıyor ve işkence görüyor. Azınlık gruplara gelince, ...
Тег «Далее»
/ Türkçe Araştırmalar

İncirlik konusu Türkiye için politik bir araç haline gelmiş

Son zamanlarda  Türk-Alman ilişkileri  kritik dönem yaşıyor. Türkiye ile Almanya arasında İncirlik krizi yine baş gösterdi. Türkiye İncirlik Askeri Hava Üssü'nü ziyaret etmek isteyen Alman vekillere yine  izin vermedi. Almanya Türkiye'nin bu kararına tepki gösterdi. Almanya Şansölyesi  Angela Merkel, kararı 'kabul edilemez' olarak niteleyerek "İncirlik Üssü'ne alternatifleri değerlendirmemiz lazım" dedi. Almanya'nın gelecek iki hafta İncirlik yerine alternatif olabilecek bölgelerle ilgileneceği söyleniyor. Almanya'nın İncirlik yerine düşündüğü alternatifler arasında Ürdün, Kuveyt ve Kıbrıs yer aldığı iddia ediliyor. Alman makamları, Türkiye'nin Alman vekillere izin vermemesi üzerine ilk kez somut bir şekilde Türkiye'den çekilmeyi planlıyorlar. Türkiye Dışişleri Bakanlığı kaynakları "Ziyaretin bu aşamada uygun bulunmadığını" söyledi. Kulislerde ise, kararın Almanya'nın "FETÖ"cü bazı askerlere sığınma hakkı tanımasına tepki olarak alındığı konuşuluyor. Türkiye İncirlik ziyaretine izin vermeyerek Almanya'nın "FETÖ" mensubu olduğu belirtilen NATO kapsamında görev yaparken 'yurda dön' çağrısına uymayarak iltica başvurusunda bulunan subayların başvurularını kabul etmesine misilleme yaptı. Almanya ile daha önce de İncirlik krizi yaşanmıştı. İncirlik krizi, 2 Haziran 2016'da Alman Parlamentosu'nun 1915 Ermeni Soykırımı'nı tanımasıyla başlamıştı. Türkiye buna karşılık olarak 7 Alman miletvekilin üssü ziyaret etmesine izin vermemişti. Gerçekleştirilmiş müzakereler sonucu 4 Ekim 2016'da miletvekillerin üssü ziyaret etmelerine izin verilmişti. Geçtiğimiz yılda Ermeni Soykırımı'nın tanınmasıyla başlayan gerginlik Türk bakanların Almanya'daki referandum etkinliklerin iptal edilmesi, Die Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücelin Türkiye'de tutuklanması ve Recep Tayyip Erdoğan'ın Almanya'ya Nazi suçlaması ile bağlı devam edildi. Ancak bu defa İncirlik krizinin eskisi gibi kolay kolay çözülmesi mümkün görünmüyor, bir yıldır Türk-Alman ilşikileri kötüye gidiyor ve Almanya'nın Türk askerlerinin  iltica başvurularını kabul etmesi durumu fena bozuyor. Almanya, konuyu çözmek için ABD'den arabuluculuk yapmasını istedi, ancak hala bir şey net değil. Gelecekte de Türkiye'nin  İncirlik konusunu politik bir araç olarak kullanacağı bal gibi ortada ve Almanya'nın İncirlik gibi önemli yerden çekilmemek için ne kadar sabreteceği merak konusu. Bu üssün stratejik önemi, Orta Doğu'da yer alan gelişmelerden dolayı hızla yükseldi ve ...
Тег «Далее»
/ Türkçe Araştırmalar