home Türkçe Araştırmalar Hayalci davranışlar

Hayalci davranışlar

Adalet ve Kalkınma Partisi 2002 yılında iktidara geldiği zaman, yeni dış politikasıyla Türkiye’ye yeni bir imaj kazandırdı. 1990’lı yılların başında Amerika Birleşik Devletleri Büyük Orta Doğu Projesi veya Genişletilmiş Ortadoğu İnisiyatifini ortaya attı.  Bilindiği üzere proje  özellikle Müslüman dünyasından İran, Türkiye, Afganistan ve Pakistan ile çeşitli ülkeleri kapsamalıydı. Türkiye projeden bir süre sonra çıkarılmış, ancak hemen ardından yine aynı projede «Ilımlı islam ülkesi» (model ülke)  konumuna getirilmiştir. ABD’nin planları imparatorluk geçmişi olan Türkiye’nin hayallerine denk düştü. 2009 yılında saltanat hayalleri kuran Erdoğan’ın Başbakan, Ahmed Davutoğlu’nun ise Dışişleri Bakanı’nın görevlerini üstlenmeleri ile Türkiye dış politikasını  Yeni-Osmanlıcı tezlerine dayandırarak yürütmeye başladı.   Bu bağlamda Türkiye  eski Osmanlı coğrafyasında yeniden nüfuz alanı oluşturma çabasına girdi. Bu yeni dış politikayı hayata geçirmek için İsrail ile iyi ilişkilerde bulunması ve Filistin sorununun yüzünden Arap sokağında itibarını kaybetmiş Ankara  itibarını  yeniden kazandırmaya çalıştı. Erdoğan’ın, Davos’ta ünlü ‘One Minute’ çıkışı ve  İsrail Cumhurbaşkanı’na kızarak toplantıyı terk etmesi   sempati toplama,   bölgenin lideri imajı yaratma ve kendisine olan güveni arttırmaya yönelik adımdı.

Türkiye’nin bölgesel liderlik projesi Arap Baharı ile yeni bir seviyeye taşındı. 2011 yılından patlak vermiş Arap Baharı’nı  AKP  Yeni Osmanlıcılığın baharına dönüştürebileceğini sandı. Türkiye Sünni Arap ülkelerinde laik düzenlerin tasfiyesi karşısında İslamcıların iktidara gelmelerini Yeni-Osmanlıcı tahayyülün hayata geçmesi için tarihsel bir fırsat olarak değerlendirdi. Müslüman Kardeşler ile ittifak ilişkisine giren AKP onların Arap ülkelerinde iktidara gelmelerini destekleyerek, sonra kendisini liderlik konumuna yerleştirmeyi hedefliyordu.   Tunus ve Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidara gelince, sanki her şey Türkiye’nin çizdiği planla ilerliyordu ve sıra Suriye’ye gelmiş gibiydi. Ancak  2013 yılında bu iki ülkede Müslüman Kardeşler’in iktidardan düşmesi,  Suriye’de Esad’ın Arap Baharı sürecine direnmesi AKP’nin planlarını mahv etti ve Türkiye  yavaş yavaş  Ortadoğu bataklığına çekildi.

Kendi içerisinde iktisadi, siyasi, etnik ve dinsel sorunlarını çözemeyen Türkiye gücünü olduğundan daha fazla sanmış. İlk önce AKP’nin yapmak istedikleriyle Türkiye’nin sahip olduğu kapasite arasında  büyük açıklık var.   Bugün Türkiye’nin hem bölge ülkeleri hem Batı ile ilişkileri güvensizlik ve korku içerisinde bulunmaktadır. Üstelik Orta Doğu bağımsız ülkeleri Türkiye’nin Orta Doğu’da öncülük yapmasını  istemiyorlar.  Türkiye Ortadoğu’da Batı müttefiki olarak hareket etmeye başlamış, ama aynı zamanda kendi planları  olurken zamanla Batı ekseninden bağımsız hareket etmeye çalıştı. Batı’ya karşı yalnız kalmamak ve dengeyi sağlayabilmek için Türkiye  halihazırda tarihi rakipleri olan Rusya ve İran ile ilişkilerini iyileştirmektedir.  Dış politikasında pusulasını kaybetmiş bir gemi gibi bir o yana, bir bu yana savrulan Türkiye ilk önce güçlü dış politikaya sahip olup    bölgede liderlik iddiaları  ortaya atabilir.  AKP-Erdoğan  bölgesel liderlik hevesiyle sürdürdüğü savaşçı-müdahaleci politikalar Türkiye’nin başını daha çok belaya sokar. Şimdiki jeopolitik şartlarda Erdoğan’ın  sürdürdüğü liderlik iddiası  tamamen geçersizdir ve Erdoğan  hayallerinden vazgeçerek gerçekçi davranmalı.