home Türkçe Araştırmalar Barış hayal mi?

Barış hayal mi?

Kürtlerin durumu kötü. Türkiye’nin Doğu ve Güney-Doğu bölglerinde katliam sürüyor.

Türk iktidarları gücünü kaybetmemek için bütün moral ilkelerden vazgeçip en zalim yöntemler kullanıyor. Ilginç ki, Kürtlere yönelik ezme-bastırma harekâtı esnasında, “düşman”a hakaret olsun diye duvara “Ermeni piçleri” yazmışlar (60 bin küsur Ermeni yurttaşı bulunan bir devletin güvenlik kuvvetleri için en büyük ve geniş anlamlı ünlem, Ermeni kelimesidir). Daha fazlası dünyadan gelen uyarılara dinlemek bile istemiyorlar.

AKP’nin bu politikası bütün muhalif  partiler kınıyorlar, CHP bile (CHP iktidarlarının Kürtlere yaptığı haksızlıkları bir anda unutuldu herhalde). CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu  Parti Meclisi toplantısının açılışında konuştu. “İç sorunlarımızı biz çözemezsek uluslararası evreye evrilebilir. Çözüm yeri Meclis. Milli iradenin kabesi diyoruz. 30 yıllık sorunu çözemiyoruz. Akıl mı yok bizde? Tartışmalıyız özgürce. Niye kan aksın bu ülkede? Niye her gün şehitlerimiz gelsin? Neden sorunlar oy deposu haline getirilsin.” Partinin İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat ise, Kürt sorununun silahla, tankla, topla çözülemeyeceğini belirtti. Canpolat, şunları kaydetti: “23 gün 28 gün kendi cenazelerini alamayan bir bölgedeyiz bugün. Birbirini öldüren bir ülke olmaktan çıkmak konusunda bölgeye daha da ağırlık vereceğiz. Bölgedeki savaş diline karşı çıkacağız, barış dilini ısrarla kararlı bir şekilde yüksek sesle söylemeye devam edeceğiz. Biz bu bölgede Kürtlerin ötekileştirilmesine müsaade etmeyeceğiz.”

Saadet Partisi lideri, Genel Başkanı Mustafa Kamalak “TBMM’nin resmi raporlarına göre, 90’lı yıllarda terör yüzünden 905 köy ve 2 bin 523 mezra boşaltıldı. O zaman evlerini terk edenlerin sayısı 378 bin 335 kişi olarak resmi kayıtlara geçmişti. Sadece şu son 6 ayda Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan terör olaylarından etkilenen insan sayısı 1,5 milyona ulaşmış bulunuyor. 90’larda köyler boşalıyordu, şimdi ise şehirler boşalıyor. İşte terörle mücadelede aldığımız yol budur.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Genel Kurulu’nda konuşan HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş şu ifadeleri kullandı: “Böyle lanet bir devletin üyesi olmak zorunda değiliz. Kendi yurttaşının, yaralının kan kaybından ölümünü yukarıdan izleyen bir bakanlık, devlet asla yurttaşın devleti olamaz”.

Kürtlere karşı zalimliklere siyasetçilerden daha aktif tepki bilim adamları gösterdiler. Akademisyenlerce “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiri hazırlandı.

Üstelik, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) “İçtüzük 39’uncu maddesi uyarınca Türkiye hükümetininin başvurucunun yaşam ve fiziksel bütünlüğünün korunması için bütün tedbirleri alması için uyarılmasına” karar verdi.

Bütün bunlara rağmen durum değişmedi. Kaldı ki cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan muhalif güçleri aldırmayıp akademisyenlere  “müsvedde, alçak, yarım porsiyon aydın” gibi kelimelerle hakarette bulundu ve “Bedel ödeyecekler, cezalandırılmalılar” dedi. AİHM’in kararının iseTürk iktidarları için değeri olmadığını görünüyor.

Her halde sayın Erdoğan unutmuş ki cumhurbaşkanlığı bir cezalandırma mercii değildir. Halkına, vatandaşlarına, toplum kesimlerine, meslek gruplarına hakaret hakkı ve yetkisi de vermez. Cumhurbaşkanı, son tahlilde devletin bir numaralı memurudur.

Her halde bu memuru görevden görevden çıkarmak lazım….